Aslı Ağırdil
Almanya 23 Şubat'ta sandık başına gidiyor. Bu seçim ülkenin yakın tarihindeki en kritik seçimlerden biri olarak görülüyor.
Aşırı sağcı AfD partisinin ciddi oy oranlarına ulaşması, geleneksel merkez sağ ve merkez sol partilerin gerilemesi siyasi dengeleri alt üst ederken, sandıktan nasıl bir koalisyon çıkacağı noktasında belirsizlik sürüyor.
Avrupa’da Rusya-Ukrayna müzakereleri devam ediyor. ABD’nin Putin’le doğrudan telefon görüşmesi yapması ve geçtiğimiz günlerde Rus ve ABD’li yetkililerin Riyad’da gerçekleştirdiği görüşme, Avrupa ülkelerinde tepkilere yol açmış durumda. Tüm bunları, eski Almanya Sosyal Demokrat Partisi Milletvekili Prof. Dr. Hakkı Keskin, CGTN Türk için değerlendirdi.
'AfD'nin yüzde 20 oy alması, Almanya'daki demokratları endişelendiriyor'
Prof. Dr. Hakkı Keskin, Almanya’daki seçimleri ve hızlı yükselen aşırı sağcı AfD partisinin durumunu değerlendirdi. Keskin, AFD’nin yüzde 20 civarında oy almasını beklediğini belirterek, bunun Almanya’daki demokratları ciddi şekilde kaygılandırdığını ifade etti.
‘Danimarka, Hollanda, İsveç ve Norveç gibi ülkelerde aşırı sağ partiler giderek daha fazla güç kazanmış ve kısmen de hükümet ortağı olmuştur. Şimdi aynı durum Avusturya'da da söz konusu. Orada seçimler yapıldı ve hükümetin kurulması büyük bir sorun haline geldi. Aynı durum son birkaç yıldır Almanya'da da gündemde. Almanya'da ismi AfD olan, aşırı sağcı, kısmen ırkçı ve hatta faşizan diyebileceğimiz bir parti, maalesef giderek oylarını artırıyor. Önce eyalet parlamentolarında, zaman zaman seçimler yapılıyor. Şimdi ise ayın 23'ünde federal parlamentoda seçimler olacak. Yapılan son araştırmalara göre, maalesef bu aşırı sağcı parti yüzde 20 civarında oy alacak gibi görünüyor. Bu, Almanya için çok ciddi bir konu.
Böyle ırkçı bir partinin yüzde 20 gibi bir oranla, yani toplam oyların yüzde 20'sini alarak bu kadar güçlü bir konuma gelmesi, Almanya'da demokratları ciddi şekilde kaygılandırmış durumda. Almanya'nın birçok yerinde son aylarda yüzbinlerce kişinin katıldığı protesto gösterileri yapılıyor.’
'Avrupa kendi başının çaresine baksın'
Keskin, Rusya-Ukrayna savaşını değerlendirerek önemli açıklamalarda bulundu ve ABD hükümetinin uzun zamandır Avrupa ülkeleri üzerinden bir korku yarattığını belirtti. Prof. Dr. Keskin, ayrıca Avrupa’nın artık kendi başının çaresine bakması gerektiğini ifade ederek, Trump’ın yoğun bir şekilde Zelenski’yi eleştirdiğini söyledi:
‘Avrupa ülkeleri bugüne kadar hep Amerika'nın güdümünde hareket ettiler. Daha önceki Amerikan Başkanı Biden, öteden beri var olan bir olayı sürdürdü. Avrupa ülkelerinde büyük bir korku yaratıyorlar. Bu, Amerika'nın öteden beri, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana uyguladığı bir politika. Amerika, Avrupa'yı korumazsa, Rusya sanki gelecek, Batı Avrupa'yı işgal edecek veya Batı Avrupa için en azından Rusya büyük bir tehdit oluşturuyor gibi bir politika izleniyor.
Trump çok ilginç bir politika izliyor ve diyor ki artık, bizim bu Avrupa'ya silah verme veya Avrupa'yı, Rusya'nın tehdidinden tırnak içerisinde koruma gibi bir politikayı doğru bulmadığını söylüyor. Dolayısıyla, olabildiğince Avrupa artık kendi başının çaresine baksın. Yani biliyorsunuz, Trump Putin'le uzun bir telefon görüşmesi yaptı ve daha geçen gün Suudi Arabistan'da, işte dışişleri bakanları ve heyetleri, Amerika'nın ve Rusya'nın heyetleri bir araya geldiler, görüştüler, ettiler. Sizin de belirttiğiniz gibi, Trump şeyi, çok yoğun bir biçimde Zelenski'yi eleştirdi. Yani bu Zelenski'yi bir oyuncu, bütün Avrupa ülkelerini tiyatrocu biliyorsunuz. Yani bu tiyatrodan gelme birisi ve tamamen Amerika'nın ve onu da söylemek zorundayım, İsrail'in güdümünde kendisi.’
'Çin hızla gelişiyor, ABD korkuyor ve endişe duyuyor'
Trump’ın asıl politikasının Rusya’yla iyi ilişkiler kurarak uzun vadeli amacının Çin olduğunu belirten Keskin, ABD’nin Çin’e yüzlerce milyar dolarlık borcu bulunduğunu ve Çin’in hızla geliştiğini vurguladı. Ayrıca, Amerika’nın bu durumdan duyduğu endişe ve korkuya dikkat çekti.
'Trump diyor ki, önce Rusya’yı yanımıza alalım, ilişkilerimizi iyi kuralım. Asıl burada Amerika’nın uzun hedefli amacı Çin. Çin, dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden biri hâline geldi. Amerika’nın Çin’e yüzlerce milyarlık borcu var. Çin, Amerika’ya yüzlerce milyarlık krediler veriyor. Dolayısıyla ekonomisi büyük bir şekilde gelişiyor. Çin hızla gelişiyor, Amerika Çin’den ciddi biçimde korkuyor, çekiniyor, endişe duyuyor. Benim izlediğim kadarıyla genel eğilim de bu. Önce şu Rusya’yı karşımıza almaktan çıkaralım, hatta iyi ilişkiler kuralım. Ondan sonra bizim esas sorunumuz Çin’dir. Çin’le o zaman Amerika, mümkünse diğer ülkeleri de yanına alırsa ki, alabileceğini pek sanmıyorum, böyle bir politika izliyor Trump.'